1973 Petrol Krizi, 15 Ekim 1973 tarihinde Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Birliğinin OAPEC (OAPEC, OPEC üyesi Arap ülkeleriyle Mısır ve Suriye’den oluşur) Yom Kippur Savaşında ABD’nin İsrail Ordusuna destek vermesine karşılık olarak ilan ettiği petrol ambargosudur. OAPEC, ABD ve savaşta İsrail’den yana tavır sergileyen ülkelere artık petrol ihraç etmeyeceğini bildirir. Bununla beraber OPEC üyesi ülkeler dünya petrol fiyatlarını yükselterek ülkelerine giren kaynakları artırmaya karar verirler. Gelişmiş ülke sanayileri petrole bağımlı durumda olduğu için OPEC ülkelerinin önde gelen müşterileri durumundadır.1973 yılında petrol fiyatlarındaki şaşkınlık verici artış ve 1973-4 dönemindeki borsanın çöküşü 1929 Krizinden beri yaşanan küresel bir ekonomik krizdi ve sadece fiyat artışlarıyla açıklanamayacak mekanizmalara ve uzun dönem etkilerine sahipti.
OPEC’in kuruluşu
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) 13 ülkeden oluşmaktadır. Bu ülkeler İran, 7 Arap ülkesi ve Ekvador, Endonezya, Nijerya, Angola ile Venezuela’dır. OPEC 14 Eylül 1960 tarihinde Bağdat Konferansında ve önde gelen ABD ve Hollanda petrol şirketlerinin baskılarına karşı çıkmak amacıyla kurulmuştur. Örgüt sayesinde petrol ihraç eden ülkeler Batılı şirketler tarafından üretilen petrolden daha yüksek pay almakta ve üretim seviyesini belirlemektedirler. Örgüt gittikçe daha birlikte davranmaya başlayacak ve 1970’lere gelindiğinde Batılı petrol şirketleri karşılarında birleşik bir blok olarak petrol üreticilerini bulmuşlardır.
Bretton Woods’un sonu
15 Ağustos 1971’de ABD altın borsasında tek geçerli değişim birimi olan ABD doları olarak belirten Bretton Woods Antlaşmasından çekildiğini açıklar. Değeri 1944 yılındaki antlaşmayla sabitlenmiş olan dolar bu kararla beraber dalgalı olacaktır. Bu kararın hemen ardından İngiltere benzer bir kararla İngiliz poundunu dalgalı kura geçirir. Sanayileşmiş ülkeler de benzer kararlarla kendi para birimlerini dalgalı kura geçirirler. Birbirleriyle bağlı şekilde kararlar alan sanayileşmiş ülkeler ayrıca rezervlerini de artırarak önceden görülmemiş seviyelerde para basacaktır. Sonuçta ABD dolarının ve diğer para birimlerinin değeri düşer. Petrol fiyatları dolar üzerinden olduğu için petrol üreten ülkeler aynı fiyata daha az net gelir elde eder hale gelmekteydi. OPEC karteli ise yaptığı açıklamayla bundan sonra petrolün fiyatının dolara değil altın değerine göre hesaplanacağını belirtecektir. Bu kararla beraber 1970’lerdeki Petrol Şoku başlamış olur. 1971 yılını izleyen dönemlerde OPEC bu değer kaybını telafi edebilmek için ağır hareket etmiştir. 1947-1967 yılları arasında petrolün ABD doları üzerinden fiyatı yılda %2’den az artmıştı. Petrol Şokuna gelinceye kadar petrol fiyatı sabit olagelmiş ancak bu olaydan sonra çok dengesiz hale gelmiştir. OPEC ülke bakanları yükselen fiyatların hızıyla aynı anda tepki verebilecek bir mekanizma kuramamış ve piyasanın hızına yetişemeyince kazançları hep geriye düşmüştür. 1973-74 yılındaki fiyat artışları sayesinde Bretton Woods zamanındaki gelir seviyeleri altına referansla sağlanmıştır.
Yom Kippur Savaşı
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
6 Ekim 1973’de Suriye ve Mısır koordineli bir şekilde İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşını başlattılar. Arap-İsrail savaşlarınından dördüncüsü olan savaş zaten çıkmak üzere olan büyük krizi tetikler. Batı açısından bakıldığında yolun sonuna gelinmişti; enerji sarfiyatını yılda %5 artırmaya devam edip, petrolü düşük fiyattan almayı sürdürerek ve buna rağmen petrol üreten 3. Dünya ülkelerine işlenmiş ürünleri enflasyonlu fiyatlarla satamaz haldedir. Bu gerçeklik o dönem bölgedeki ABD’nin en sadık müttefiki ve dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı olan İran Şahı tarafından New York Times’da dile getirilmiştir:
« Petrolün fiyatı tabii ki artacak, hem de nasıl! Siz (Batılı ülkeler) bize sattığınız buğdayın fiyatını %300 artırdınız, aynı durum şeker ve çimentoda da geçerli. Bizim ham petrolümüzü alıyor, onu rafine ettikten sonra tekrar bize 100 katı ifyata satıyorsunuz. Bundan sonra adil olan bize petrol için daha fazla ödeme yapmanızdır. Diyelim ki on kat daha. »
(İran Şahı)
Bunu izleyen günlerde 17 Ekim 1973 günü Arap ülkeleri ABD’ye Yom Kippur Savaşında İsrail’e verdiği askeri destek (Nickel Grass Operasyonu) yüzünden cezalandırma olarak petrol ambargosu başlatırlar. Ambargo hemen Batı Avrupa ve Japonya’yı da içerecek şekilde genişletilir.
Arap petrol ambargosu
16 Ekim 1973 tarihinde OPEC petrol üretimini düşürüp, Batılı ülkelere özellikle de ABD ve Hollanda’ya petrol taşıyan sevkiyatlara ambargo koyar. Savaş sırasında Hollanda, İsrail’e silah sağlamış ve ülkesindeki havaalanlarından ABD’nin yardım uçuşları yapmasına izin vermiştir. OPEC ayrıca petrol fiyatlarını yükseltmiş ve arz azalmasına rağmen talep sabit kalınca fiyatlar muazzam artmıştır. Üretimin de sınırlanmasıyla petrol fiyatı sınırsızca artmaya başlar. Bretton Woods Antlaşmasının bozulmasıyla dünya finans sistemi zor durumdayken 1980’li yıllara kadar ekonomik durgunluk ve yüksek enflasyon çok sık yaşanacaktır.
Tarihçe
Ocak 1973-1974:Borsanın çöküşü başlar.
23 Ağustos 1973:Yom Kippur Savaşı hazırlıkları kapsamında Suudi kralı Faysal ve Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat Riyad’da biraraya gelir ve gizli antlaşmaları tartışırlar. Antlaşmaya göre yaklaşmakta olan silahlı mücadelede Araplar petrolü bir silah olarak kullanacaklardır.
15 Eylül:OPEC bir antlaşma zemini olarak 1971 Tahran Antlaşması uyarınca İsrail’e verilen desteğin kesilmesine karşılık 6 İran Körfezi ülkesinin fiyatların artışına engel olabileceklerini açıklar.
6 Ekim:Mısır ve Suriye koordineli olarak İsrail’e saldırarak 4.Arap-İsrail savaşı olan Yom-Kippur Savaşını başlatırlar.
8-10 Ekim:OPEC ile petrol şirketleri arasında yapılan 1971 Tahran fiyat antlaşmasını revize etme toplantısı başarısız olur.
12 Ekim: ABD, Nickel Grass Operasyonunu başlatır, bu operasyon sırasında Yom Kippur Savaşında İsrail’e askeri malzeme ve silah hava yoluyla taşınacaktır.
16 Ekim: Tek taraflı olarak aldıkları kararla Suudi Arabistan, İran, Irak, Abu Dabi, Kuveyt ve Katar petrol fiyatlarını %17 artırarak varil başına fiyatı 3.65 dolara yükseltip üretimi azaltırlar.
17 Ekim: OPEC petrol bakanları petrolü silah olarak kullanma ve Arap-İsrail savaşı sırasında Batının İsrail’e verdiği destek yüzünden cezalandırılması kararı alır. Dost olmayan ülkelere ambargo ve ihraç kesintisi öngörülür.
19 Ekim: ABD Başkanı Richard Nixon Kongreden 2.2 milyar dolar mertebesinde İsrail için acil yardım paketini onaylamasını ister. Suudi Arabistan, Libya ve diğer Arap ülkeleri ABD’ye petrol ihracında ambargo yapılacağını bildirirler.
26 Ekim: Yom Kippur Savaşı sona erer.
23-28 Ekim: Arap petrol ambargosu Hollanda’yı da kapsayacak şekilde genişletilir.
5 Kasım: Arap petrol üreticileri %25 üretim azaltılmasını ilan eder. %5 daha eksiltme tehdidi yapılır.
23 Kasım: Ambargo kapsamına Portekiz, Rodezya ve Güney Afrika dahil edilir.
27 Kasım: ABD Başkanı Nixon, petrol ürünlerinin fiyatını, üretimini ve satış koşullarını kontrol altına alan Acil Petrol Kanununu imzalar.
9 Aralık: Arap petrol bakanları dost olmayan ülkelere ihraç edilen petrolde 1974 yılı Ocak ayından itibaren %5’lik bir indirim kararı alır.
25 Aralık: Arap petrol bakanları Ocak ayı için öngörülen %5indirimi iptal ederler. Suudi Petrol Bakanı OPEC üretim seviyesinin %10 artacağını bildirir.
7-9 Ocak 1974: OPEC petrol fiyatlarını 1 Nisan tarihine kadar dondurma kararı alır.
11 Şubat: ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Bağımsızlık Projesini açıklar, bununla amaçlanan enerjide dışa bağımlı olmayan bir ABD’dir.
12-14 Şubat: Arap-İsrail ateşkesi görüşmeleri sırasında Cezayir, Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan liderleri petrol stratejilerini masaya yatırırlar.
17 Mart: Libya hariç Arap ülkeleri petrol bakanları ABD’ye karşı uygulanan petrol ambargosunun sona erdiğini ilan ederler.
Aralık 1974: 1973-74 Borsa Krizi sona erer.
Ambargonun kısa vadeli ekonomik etkileri
Ambargonun kısa vadede çok çarpıcı etkileri olmuştur. OPEC, petrol şirketlerinden ödemeleri artırmalarını isteyince petrol fiyatı dört kat artarak varil başına 12 dolara çıkar. Petrol fiyatındaki bu artış petrol ihraç eden ülkeleri çok etkilemiş, yıllarca Batılı devletlerin kontrolündeki petrol gelirleri Ortadoğu ülkelerine akmaya başlamıştır. Bu gelirin bir kısmı gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan ekonomik mali darboğazın etkilerini hafifletmek için kullanılacaktır. Kendi ihraç mallarının fiyatı düşen ve petrole yüksek fiyat ödemek zorunda kalan gelişmekte olan ülkeler bu açmazdan çok etkilenecektir. Petrol gelirlerinin çoğu artan silahlanma yarışında harcanacak ancak OPEC ülkeleri kendi ülkelerinde petrol çıkartan ve işleten yabancı firmaları kamulaştırma hamlesini yapmayacaklardır. Buna rağmen Suudi yetkililer ülkede petrol çıkartan ve işleyen Aramco şirketini 1980 yılında kamulaştıracaktır. Petrol fiyatlarının artmasıylasuudi Arabistan iddialı beş yıllık kalkınma planları oluşturmaya başlayacaktır. 1980 yılı için öngörülen harcamalar 250 milyat dolardır! Diğer ülkeler de petrol gelirleri sayesinde büyük ekonomik gelişme programlarına başlarlar. Öbür yandan petrol fiyatları Batı ülkelerinde kaos yaratır. ABD’de tüketiciye satılan benzinin galon fiyatı Mayıs 1973’de 38.5 sentten Haziran 1974’de 55.1 sent olacaktır. New York Borsası ise bu dönemde 97 milyar dolar değer kaybetmiştir. Avrupa’daki ülkelere uygulanan ambargo her ülkeye eşit değildir. Avrupa Ekonomik Topluluğu AET üyesi 9 ülkeden Hollanda tamamen ambargo altındayken, ABD’ye askeri üslerini operasyon için kullandırmayan İngiltere ve Fransa petrolünü kesintisiz şekilde almaktaydı. İsrail’in geleneksel destekçisi olan İngiltere’de baştaki Ted Heath, kendinden önceki yönetimin tersine İsrail’i Araplara karşı desteklememiş ve İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesini talep etmiştir. Yom Kippur Savaşı karşısında AET üyeleri ortak bir tutum alamamıştır. Topluluk sonunda 6 Kasımda yayınladığı bildiride Fransa-İngiltere hattında açıklama yapınca, Arap yanlısı tutum sonucunda AET üyeleri ambargo kapsamından çıkartılır. Avrupa’da ambargonun etkisinden çok fiyat artışları yıkıcı olur. Özellikle İngiltere’de 1973-74 kışında yaşanan madenci grevi enerji kriziyle birleşerek hükümet değişikliğine yol açacaktır. Bir kaç ay sonra durum rahatlaycak ve ambargo Washinton’da yapılan Petrol Zirvesiyle Mart 1974’de kaldırılacaktır. Enerji fiyatının dalgalanması ise daha uzun süre sürecektir.
Fiyat kontrolü ve karne uygulaması
Kriz ABD’de devletin petrol fiyatlarını kontrol etmesiyle büyüyecektir. ABD’de önceden bulunan petrolün fiyatı sabitlenirken, yeni bulunmuş olan petrol kaynaklarından elde edilen petrol yüksek fiyattan satılarak yapay bir yokluk yaratılacaktır. Petrol aramanın özendirilmesini amaçlansa da önceden bulunan petrol piyasada bulunmamaya başlayacaktır. Yokluğa çare olarak piyasadaki benzine karne uygulaması getirilecektir. Plakaları tek numarayla biten araç sahipler ancak ayın tek günlerinde benzin alabileceklerdir. Aynı durum çift numaralı plakalı araçlar için de geçerliydi. Bazı ABD eyaletlerinde benzin satışı için üç renkli bayrak uygulamasu yapılmıştır; yeşil bayrak karnesiz satış, sarı bayrak karneyle satış, kırmızı bayrak ise benzinin bulunmadığını simgelerdi. 1974-75 yıllarında Enerji Bakanlığınca kuponlar basılsa da kullanıma girmeyecektir.
Tasarruf ve talepte azalma
1973 yılında ABD Başkanı Nixon Enerji Bakanlığına William Simon’ı atar. Petrol tüketimini azaltmak için 1974 yılında otoyollarda hız limiti olarak saatte 55 mil (90km) belirlenir. 1974 yılının Ocak ayından itibaren 1975 Şubatına kadar güneş ışığından daha fazla yararlanmak için uygulamalar başlatıldı. Bu uygulama sonucunda çok erken saatlerde yola düşen çocuklar yüzünden hükümete şikayetler gelse de 1976 yılına kadar uygulamada ısrar edildi. Petrol bulunmayan istasyonlar başka işler için kullanılır oldu. Ülke çapında enerji tasarrufu konulu ilanlar, reklamlar ve kampanyalar düzenlendi. Yakıt tasarrufu zorunluluğu yüzünden ABD’deki üç büyük otomobil üreticisi firma yeni modellerinde yakıt tasarrufuna önem vermek zorunda kaldılar. 1980’li yıllara gelindiğinde artık önceki geniş hacimli ve büyük motorlu otomobillerin yerini daha verimli, küçük, önden çekişli ve küçük motor hacimli araçlar aldı. 1974 yılında ünlü araba yarışı Daytona 24 Saat iptal edildi ve Nascar Yarışlarının mesafesi kısaltıldı. İndianapolis 500 yarışlarında eleme ve sıralama turları iptal edildi.
Alternatif arayışları
Enerji krizi yenilenebilir enerji kaynakları arayışına yol açmış ve bu yönde yapılan araştırmalar daha çok güneş ve rüzgar enerjisine yönelik olmuştur. Ayrıca Kuzey Amerika petrollerini çıkartılması yönünde baskı yapmış, Avrupa kıtasında ise kömür ve nükleer reaktörlerden enerji elde etme yolları araştırılmaya başlanmıştır. Avustralya’da kışın ısınmak için petrol ürüneri kullanımı durdurulacaktır. Bu yüzden özellikle önceden sık kullanılan fuel-oil için tasarlanmış kazan daireleri veya yanma odaları artık gündemden düşmüştür. Evlerde doğalgaz veya havagazı dönüşümleri yapılmaya başlanmıştır. Enerji ihraç eden az sayıda ülke için petrol krizi çok önemli gelir elde edilen zamanlar olmuştur. Kanada’nın durumu ABD’ninkiyle aynı olsa da petrol zengini Alberta eyaleti bir anda en zengin eyalet olacaktır. Merkezi hükümet bu gelirin ortak dağıtılmasını savunsa da bu eşitsiz dağılım konusu bugün bile hala gündemdedir. Enerji ihraç eden bir diğer ülke de Sovyetler Birliğiydi. Yıllardır durgunluk yaşayan Sovyet ekonomisi için artan petrol fiyatları olumlu etki sağlamıştır. Artan döviz gelirlei sayesinde dışarıdan buğday ve gıda maddesi alımı gerçekleştirilmiş ve tüketim madde üretimi artmış, askeri harcamalara kaynak ayrılabilmiştir. Brezilya hükümeti ise araçlar için alternatif yakıt arayışına girerek etanol ile çalışan motorlar üretilerek krizin etkisi sınırlanabilmiştir. Bugün Brezilya’da hala şeker kamışından etanol üretimi devam etmektedir.
Makro ekonomik etkileri
1973 Petrol Krizi, Japon ekonomisinin petrole bağlı sanayiden elektroniğe yönelmesinde belirleyici olmuştur. Batı Merkez Bankaları büyümeyi hızlandırmak için faiz oranlarını düşürecek, artan enflasyon önemsenmeyecektir. Uygulanan bu politiakalarla krizin uzundönem etkileri önlenememiştir. 1974 yılında dünyadaki en zengin 15 şirket arasında 7 tanesi petrol şirketleriydi.
Uluslararası ilişkilerdeki etkisi
Petrol ambargosundan sonra Nixon yönetiminin Soğuk Savaş politikaları büyük darbe alacaktır. Çin ve Sovyetler Birliğine yoğunlaşılan durumda ABD’ye tehdit 3. Dünya ülkelerinden gelmiştir. ABD çıkarları Latin Amerika’da bile tehdit altındadır. Petrol Krizi yaklaşık olarak Şili’de seçimle işbaşına gelmiş olan sosyalist Cumhurbaşkanı Salvador Allende’ye karşı yapılan ABD destekli Pinochet darbesiyle eş zamanlıdır. Pinochet rejimine verilen destek bölgedeki yoğun solcu gerilla faaliyetini engelleyememiştir. Latin Amerikada çoğunlukla Venezuela tarafından ihraç edilen petrol sayesinde bölgesel bir ekonomi yaratılacaktır. Krizden sonra Batı Avrupa ve Japonya İsrail’e açıktan destek verdikleri dış siyaset eğilimlerini Arap yanlısı olacak şekilde değiştireceklerdir. ABD ‘nin İsrail’i her ne pahasına olursa olsun destekleme kararlılığı yüzünden Avrupa ile arasında siyaset farklılığı oluşacaktır. Krizden sonraki yıl Birleşmiş Milletlerde temsil eden bağlantısız ülkeler Kuzey ülkeleri tarafından elde edilen gelirin bir ksımın Güney ülkelerine aktarılmasını ilk kez dile getirmişlerdir.
OPEC örgütünün düşüşü
1973 yılından sonra OPEC eski önemini yitirmeye başladı ve 1981 yılına gelindiğinde OPEC ülkelerinin petrol üretimi diğer ülkeler tarafından geçilecektir. Ayrıca OPEC üyesi ülkeler arasında herhangi bir birlik kalmamış durumdadır. Petrol piyasasındaki pazar payını tekrar yakalamak isteyen Suudi Arabistan petrol üretimini artırınca petrol fiyatlarının düşmesi yönünde bir baskı oluşmuş, yüksek maliyetli petrol işletmeleri zararlı hale gelmiştir. 1979 Enerji Krizinde 80 dolar mertebesine yükselen varil başına petrol fiyatı 1980’lerde 38 dolar seviyelerine düşecektir. OPEC örgütünün gücünün azalmasında ve petrol fiyatlarının düşmesinde alternatif enerji arayışları da etkili olmuştur. OPEC petrole bağımlılığa güvenmiş ancak yükselen petrol fiyatları karşısında karlı hale gelen alternatif enerji kaynaklarının kullanımının artmasıyla bağımlılığın azaldığını görmüştür. Nükleer enerji ve doğal gazdan elektrik üretimi ile beraber konut ısınmasında gaza geçilmesi, otomobiller için etanol gibi yakıtların ortaya çıkması petrole olan talebi azaltmıştır. Petrol fiyatlarının azalması ise petrol üreten ülkeler için büyük sorun haline gelmiştir. Yoksulluğun yoğun olduğu petrol ihracatçısı ülkeler (Meksika, Nijerya, Cezayir ve Libya) geçiş dönemine hazırlıksız yakalandıkları için zor durumda kalacaklardır. Talep azaldıktan ve aşırı üretim başladıktan sonra kartel petrol alanındaki haklimiyetini kaybedecektir. 1970’lerde petrol sayesinde ekonomisi büyüyen Meksika, Nijerya ve Venezuela gibi ülkeler durum normale dönünce ekonomik krize gireceklerdir.
Uzun dönem etkiler
Arap ülkelerinin petrolü silah olarak kullanmak istemelerine rağmen sonuçta Ara ülkeleri diplomatik alanda Batılı ülkeleri kendi saflarına çekmiş olsalar da ekonomik ve askeri olarak daha da Batı bağımlısı duruma gelmişlerdir. Ambargodan önce bölgedeki ABD-SSCB çekişmesi ve ucuz petrol fiyatı yüzünden aranamayan alternatif enerji kaynakları Arap ülkelerine finansal anlamda bir güvence ve ortalama bir gelişme hızı vermekteydi. Ambargoyu izleyen dönemde ise yüksek petrol fiyatları yeni petrol alanlarının araştırılmasına ve Alaska, Kuzey Denizi, Hazar Denizi ve Kafkaslarda petrol çıkartılmasına yol açacaktır.
Sovyetler Birliğinin tepkisi
Mısır’da Enver Sedat’ın 1970 yılında iktidara gelmesinden önce Ortadoğu dünya çapında süper güçlerin mücadele ettiği önemli alanlardan birisiydi. Bu önemi ABD’nin silah sattığı İsrail, Suudi Arabistan, İran ile Sovyetler Birliğinin silah sattığı Mısır, Suriye ve Irak örneklerinden görebiliriz. ABD’nin silah sattığı hiçbir ülke NATO’ya girmese de iki süper güçün bmlgeye verdiği önem yüzünden bu ülkeler durumdan iyi faydalanma çabasında olmuşlardır. Ancak durum değişecektir. 1970 yılında Sedat’ın Sovyet teknik personeli ülkeden kovması bir dönüm noktasıdır. Hidrokarbon ürünlerinin fiyatlarının artmasıyla beraber Sovyet petrol ürünlerine bölgede ihraç pazarları açılmış ve Hazar Denizi ile Sibirya’da petrol arama faaliyetleri pahalı olmaktan çıkmıştır. Bu seviyede petrol ihracatı artan Sovyetler Birliği 1980 yılında dünyadaki en fazla petrol üreten ülke olacaktır. bu sayede Batılı ülkelerdeki arz sorunları ve OPEC ülkelerinin örgütsüzlüğünden faydalanılmıştır. Ancak Afganistan’ın işgalinden sonra bölge ülkeleri savunma amacıyla ABD’ye yaklaşmaya başlamışlardır.
Artan güvenlik tehlikeleri
Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgal etmesi Ortadoğudaki artan güvenlik tehlikesinin sadece bir yüzüdür. Bölgeye ABD tarafından satılan çok sayıda yüksek teknoloji içeren silah satılmıştır, bölge orduları ise savaşa hazır konumdadır. Özellikle Suudi Arabistan ve İran yükselen iç ve dış tehlikelere karşı gelebilmek için kesinlikle ABD desteğine bağımlı hale gelmiştir. Artan petrol fiyatları, silah harcamalarını da artırmış ve savaş tehlikesini yükseltmiştir. 1979 yılında Suudi Arabistan’ın ABD’den silah alımı o yıl İsrail’in yaptığı alımın beş mislidir. 1979 yılında İran’da şahın devrilmesi üzerine Suudiler ülke içindeki radikal islami akımları kontrol altına almak durumunda kalacaklardır. Ancak buna iç siyasete karşı tepkili olan Vahabi radikaller ve Şiiler 1979 yılında ayaklanacaklardır.
Sonuç
Batılı ülkelerinin artık enerji alanındaki bağımsızlıkları ve artan güvenlik tehlikeleri Arap ülkelerini Batı ile ilişkilerinde daha dikkatli olmaya sevk etmiştir. Bunun en iyi görüldüğü alan olarak Suudi Arabistan’ın petrol fiyat ve üretim miktarlarında sürekli Batılı ülkelerin istekleri dahilinde hareket etmesi gösterilebilir. Düşük petrol fiyatlarıyla alternatif enerji kaynaklarına olacak olası yönelimler engellenmeye çalışılır.
Otomotiv sanayisine etkileri
Batı Avrupadaki etkileri
Batı Avrupa’daki otomotiv sanayi petrol krizinden en çok etkilenen sanayilerin başındadır. 2. Dünya Savaşından sonra çoğu Batı Avrupa ülesi araçlarda kullanılan benzine ağır vergiler koymaktaydı çünkü bu yakıt ithal edilmekteydi. Bu yüzden Avrupa’daki araçlar hep küçük ve yakıt tasarrufu gözönüne alınarak geliştirilmişti. 1960’lı yıllarda ise ülkelerdeki refah seviyesi arttıkça kurşunsuz benzinli büyük araçlara rağbet başlamıştı. Petrol Kriziyle beraber Avrupa’da otomobil alanlar küçük ve tasarruflu araçlara yöneldiler, bu araçların en iyi örnekleri Peugeot 104, Renault 5 ve Fiat 127’dir. Birkaç yıl sonra ise piyasaya Ford Fiesta, Opel Kadett (İngiltere’de Vauxhall Astra olarak satıldı), Chrysler Sunbeam ve Citroen Visa çıktı. Artık Avrupa’da büyük salon araçlara bile rastlanmaz olur, bunların yerine orta boy araçlar bulunmaktadır; Chrysler/Simca Horizon, Fiat Ritmo (İngiltere’de Strada), Ford Escort MK3, Renault 14, Volvo 340 / 360, Opel Kadett ve Volkswagen Golf. Bu araçlar özellikle yakıt tasarruflu olmaları yüzünden çok tercih edildi. Bu araçlar o kadar başarılı oldu ki krizden yıllar sonra bile Avrupa otomobil piyasasına hakim oldular.
ABD’deki etkileri
Batı Avrupa’da olduğu gibi ABD otomobil üreticileri de 1973 petrol ambargosundan etkilenmiştir. Ambargodan önce büyük, ağır ve güçlü araçlar ABD’de standarttı. Örnek olarak 1971 yılında Chevrolet Caprice aracının motor hacmi 6.5 litredir. Bu araçların tekerlek çapları oldukça büyüktü. Yakıt tüketimleri de fazlaydı, örneğin Chevrolet İmpala’nın 1 galon yakıtla 15 mil gitmekteydi. Petrol ambargosundan sonra büyük araçlar satılmamaya başlar, yeni üretilen dört ve altı silindirli küçük araçlara talep artar. Avrupa ve Japonya’daki otomobil üreticileri ABD pazarına bu tür küçük araç yetiştirememektedir. Peugeot, Volkswagen, Toyota, Datsun, Mazda ve Honda bu dönemde rekor satışlar gerçekleştirmiştir. Bu durum karşısında büyük üçlü (General Motors, Ford ve Chrysler) daha küçük ve yakıt tasarrufu sağlayan araçlara dönerler ancak bu dönüşüm gerçekleşene kadar piyasayı Toyota, Honda ve Nissan ele geçirmiştir bile. Ayrıca küçük araç üretimine daha önce başladıkları için Amerikan otomobil üreticilerine göre daha ucuz ve daha gelişkin modeller üretmekteydiler. 1979 yılına gelindiğinde artık belli başlı bütün Amerikan otomobilleri küçültülmüştür. Chrysler son büyük sedan aracınının üretimini 1981 yılında durduracaktır.
.
İsrail-Mısır Barış Antlaşması (1979),
ABD'nin Washington, DC şehrinde 26 Mart 1979 tarihinde, Camp David Sözleşmesinde alınan kararları takiben imzalanmıştır.
Barış Antlaşması, Enver Sedat'ın, İsrail'e yaptığı ziyaretten 16 ay sonra ve yoğun pazarlıklar ertesinde imzalanmıştır. Camp David Sözleşmesinin imzalanmasına rağmen bu antlaşmanın imzalanacağı kesin değildi. Mısır, Arap Birliğindeki ülkelerin bu antlaşmayı imzalamaması yönünde ağır baskısı altında idi. Antlaşmanın ana maddeleri arasında: iki ülkenin karşılıklı olarak birbirlerini tanıması, 1948 Arap-İsrail Savaşı'ndan beri yürürlükte olan savaş halinin sona erdirilmesi, İsrail'in silahlı kuvvetlerini ve sivillerini, 1967 Altı Gün Savaşı'nda ele geçirdiği Sina Yarımadası'ndan çekmesi sayılabilir.
.
Çin-Sovyet Ayrılığı, Çin Halk Cumhuriyeti ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasında yaşanan ciddi bir diplomatik ayrılıktır. 1950'lerin sonunda başlamış, 1969'da zirveye ulaşmış ve farklı yollarla 1980'lerin sonuna kadar sürmüştür. Sorun Çin'in 500 milyon köylüyü kapsayan bir toprak reformu gerçekleştirmeyi düşünmesi ve bu reformla sosyalizmi tam olarak tamamlayacağını dolayısıyla artık Sosyalist liderinin Sovyetler değilde Çin olması gerektiğini iddia ediyordu. Sovyetlerde ise Kruşcev sosyalizm basamaklarını sovyetlerin çoktan tamamladığını iddia ediyordu. Kruşcev iddiasını desteklemek için Doğu Avrupa ülkelerine bazı imtiyazlar vermiş ve yakın zamanda başlayacak olan çok merkezlilik döneminde Doğu Avrupa'nın da faal bir güç olarak katılımını sağlamış oldu. Sorun Gorbaçov işbaşına gelene kadar devam etti ve bu dönemde çözüldü.
Bu ayrılık, uluslararası Komünist akımlarda da paralel etkilere sebep olmuştur
.
1973-1985 döneminde kendisinden en çok söz ettiren Ermeni terör örgütü ASALA'dır. Kuruluşu, örgüt yapısı ve çalışmaları hakkında kesin bilgiler henüz yayınlanmamıştır. Çeşitli Ermeni kaynakları ve yayınlar ASALA hakkında, bazı şahıslarla ilgili bilgiler vermekte, çoğu kez bu örgütün veya terör grubunun yayınlarından elde edilen sonuçları açıklamaktadırlar. Bunlar ise bu terör grubunun yaymak istediği veya açıklanmasında sakınca görmediği bilgilerdir.
ASALA'nın kuruluşunu, Lübnan olaylarına bağlayan, Lübnan'daki Filistin Kurtuluşu örgütlerinin faaliyetleri içerisinde gören, onlardan esinlenerek ortaya çıktığını savunan görüşler olduğu gibi birkaç Ermeni'nin bir araya gelerek kurdukları yeni bir terör örgütü kurduklarını ve bu örgütün kısa zamanda dönemin en çarpıcı, en etkin terör olaylarını meydana getirdiğini yazan yayınlar da vardır. Bütün bunlar, ASALA'nın kuruluşunu tam olarak açıklamaktan uzaktırlar. ASALA'nın bir örgüt olarak ortaya çıkması şartları bilinmeden ve doldurmuş olduğu boşluk yeterince açıklığa kavuşturulmadan mevcut tereddütler daha uzun zaman devam edecektir.
Her şeyden önce Ermeni terörünün yeni döneminde ilk hareketlerin Taşnak Ermeni terör örgütünün politikaları ve hedefleri gereği olduğu bilinmelidir. Taşnakların tarihi süreç içerisinde ve açıklanan dönemde tamamen batı yanlısı, Türk hedeflerini esas alan, terörü kısıtlı uygulayan bir politika izlediği ve Batı devletlerinden destek ve yardım gördüğü, hatta bunlarla işbirliğinde bulunduğu da çeşitli kanıtlarla açıklığa kavuşmuştur. Esasta bundan başka bir tutum ve davranışta bulunmalarına da yapıları, tarihi gelişimleri uygun değildir.
Bu ortamda boş bulunan bir alan vardır. Marksist - İhtilâlci-Yeni nesilleri yakından ilgilendiren ve özellikle Fransa'daki tabiriyle "Yeni Ermeni direniş örgütleri" gibi cazibeli gelecek, Sovyetler ve Doğu ülkeleriyle ilgili adan boş sanılmaktadır. Gerçekte, bu alan Hınçaklar tarafından çok eski tarihlerden beri doldurulmuş bulunmaktadır. Ve 1960 tan itibaren Hınçak'larda çeşitli görüşlerle yeni terör dönemini hazırlamakta-dırlar. Ancak, ortadan Hınçaklar görülmemekte ve ASALA şeklinde, her şeyi ile yeni sayılmayı isteyen bir terör örgütü çıkmaktadır.
Yeni Ermeni terörünün hazırlayıcı etkenleri dikkate alındığında ve özellikle Hınçakların terör örgütü olarak, amaçları, politikaları, hedefleri incelendiğinde ASALA'nın Hınçakların bir terör grubu olduğu kanısına varılabilir. Ancak, Lübnan şartları, yeni gelişmeler, bu grubu dünya kamuoyu önüne yeni bir Ermeni terör örgütü gibi çıkarmış, bu örgüt üstlendiği terör olaylarıyla tanınmıştır. Gerçekte ise değişen önemli bir durum yoktur. Tarihi süreci içerisinde iki Ermeni terör örgütü gene sahnededir. Birisi, daha belirgindir, kurduğu terör grupları ve timleriyle hareketlidir. Diğeri ise görünmemekte bütün manevi, psikolojik desteğin yanında, her türlü insan gücünü, deneyimini de tahsis ettiği bir Ermeni terör grubu örtüsü altında kalmakta, bu grup daha alt gruplar ve timlerle terörü gerçekleştirmektedir.
KURULUŞU VE ÖRGÜT YAPISI
ASALA, 1975 yılında kurulmuştur. 6 - 7 üyeden oluşan kurucuları içerisinde, terör örgütünün en hareketli iki üyesinden biri olan Agop Agopyan, örgütün bilinen lideridir. İkincisi ise cinayet eylemlerini bizzat gerçekleştiren, terör olaylarının faili bulunan ve Agop Agopyan'ın yokluğunda örgütün ayakta kalmasını sağlayan Agop Tarakçıyan'dır, 1981'de ölmüştür. Agopyan ise çeşitli yaralanma, tedavi gibi sürelerin dışında örgütün lideri olarak kalmıştır. Filistin Kurtuluş Örgütlerinin elemanı olarak tanınmış ve "Mücahit" ismini taşımıştır.
Örgütün yapısı, geleneksel Ermeni terör örgütleri modeline uygundur. Lûbnan Merkez Komitesi, örgütün üst yönetimini üstlenmiştir. Özellikle, 1980 yılında bu komite, Lübnan'da önemli bir şekil almış ve "Büro" niteliğine bürünmüştür. Merkez Komitesine bağlı olarak; Siyasi Komite, Mali Komite, Propaganda ve Yayın Komitesi, İstihbarat Komitesi ve Askeri Komite gibi alt kuruluş ve organları vardır. Askeri komite, eylem timlerinin de bağlı olduğu bir organ niteliğindedir.
AMAÇ VE HEDEFLERİ
ASALA, 1981 yılı sonunda açıkladığı "siyasi programıyla" amaçlarını ve hedeflerini dünya kamuoyuna yayınlamıştır. Buna göre ASALA'nın amacı: "Demokratik, sosyalist ve devrimci bir hükümetin önderliğinde birleşmiş bir Ermenistan'ın kurulmasıdır." Burada tanımlanan hükümetin neresi olduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Sovyetler Birliği ve sosyalist devletlerden her türlü yardım istenmekte ve "Sovyet Ermenistan'ı halkın uzun savaşı için bir üs olarak" kabul edilmektedir.
Siyasi programda düşmanlar, iki grupta toplanmaktadır. Bunlardan birincisine "yerel gericiler" denilmektedir ki, bunlar, ASALA karşısında yer alan veya yanında bulunmayan Ermenilerdir. Taşnak da bu grupta yer almaktadır. İkincisi düşman grup ise, "Uluslararası emperyalizmin desteklediği Türk emperyalizmi" olarak gösterilmektedir.
ASALA, "Ermeni topraklarının"(!) kurtarılması için temel yolun, devrimci şiddet eylemlerinden geçtiğinin kabul ve ilan etmektedir. Programına göre; ASALA, üstün sınıfların hegemonyasını reddedenleri destekleyecek ve uluslararası devrimci hareket içinde koalisyonlar kurulup güçlenmesine çalışılacaktır. Bunun için şiddet ve terör vazgeçilmez yöntemdir.
ASALA'da amaçların gerçekleştirilmesi için terör eylemlerinin özellikle Türklere veya Türk dostlarına uygulanması, resmi veya özel şahısların seçilmesi önemli değildir; "terör bir olaydır ve önemli olan olayın boyutu"dur. Hedefler ikinci planda kalabilir. Bu nedenle katliamlar, büyük yankı uyandıracak öldürmeler, bombalamalar ön plana geçmekte; öldürülenlerin çocuk, kadın, Türk veya başka bir milletten olmaları önemli sayılmamaktadır. Ancak, her defasında öncelik Türklere ve Türkiye'ye uygulanacak terör eylemlerine verilmiştir. Ankara - Paris Havaalanlarının, İstanbul, Kapalıçarşı'da girişilen saldırı ve katliamların Orly saldırısının sebepleri, tamamen "olayın" çapı doğuracağı etki ve yankıdır.
STRATEJİLERİ, TUTUM VE DAVRANIŞLARI
ASALA'nın temel stratejisi, dünyadaki ilerici Ermeni hareketlerini bir noktada (Lübnan'da) toplamak ve bir merkezden yönlendirmektir. Kısaca, ilerici Ermeniler ASALA çatısı altında birleşecek ve "ASALA Halk Hareketi"ni başlatacaktır. Bu suretle, Ermenilerin ilerici güçleri, birbirleriyle resmi işbirliğine girebilecekler ve güçlerini birleştireceklerdir.
ASALA stratejisinin bu bölümünü 1981 yazında, dünyadaki tüm ilerici Ermenileri Lübnan'da toplantıya çağırmakla uygulamaya çalışmıştır. "İlerici" deyimi "Sosyalist - Marksist" anlamında kullanılmaktadır.
Stratejinin ikinci bir aşaması da, bu güç birliğinin sosyalist hükümetlerinde yardımıyla terörü yayarak, savaş dönemini başlatmasıdır. Ermeni terörü, Ortadoğu'daki kurtuluş mücadelelerinin bir parçasıdır ve Türkiye'nin bütünlüğüne yönelmiş her hareketle bütünleşebilir. Bu stratejinin sonucu olarak ASALA-PKK işbirliği meydana gelmiştir.
POLİTİK GELİŞMELER
1975 yılında kurulduğu kabul edilen ASALA'nın politik gelişmeleri iki safhada değerlendirilmelidir. ASALA, 1979 yılında Paris Ermeni Konferansı sırasında sağladığı yeni güçlerle kuvvetlenmiştir. Bu süreç 1981'de zirveye çıkmış, ancak örgüt 1983 yılında ikiye bölünmüştür.
ASALA'nın ilk eylemi, kurucularından Agop Tarakçıyan'ın 16.2.1976 tarihinde Beyrut Türk Büyükelçiliği Başkâtibi Oktay Cerit'i öldürmesidir. ASALA, 1979 yılına kadar, Filistinlilerin kendi aralarındaki çatışmalara karışmış ve lider Agopyan yaralanmıştır. 1979 yılında Paris'te toplanan Ermeni Konferansı sırasında, Fransa'daki Ermeni teröristlerle irtibat kurulmuş; böylece örgüte yeni elemanlar katılmıştır. Bunların içerisinde en ünlüleri Alex Yenikomşiyan ve Monte Melkiyan'dır.
1981 yılında birçok terör olayı gerçekleştiren ASALA, bir taraftan İsviçre'yi, diğer taraftan Fransa'yı tehdit etmeye, başlamıştır. Fransa'daki "Yeni Ermeni Direniş Örgütü", Kanada'daki "Azad Hay" ve İngiltere'deki "Gaitzer" grupları ASALA'ya katıldıklarını ilan etmişlerdir. Terörün büyük bir etkinlik ve yaygınlıkla devam ettiği bu yıllar içinde merkez kadrosunda ihtilâflâr başlamıştır. ASALA'nın masum insanlara da yönelmiş olan terör eylemleri, örgütün dünya kamuoyundaki konumunu derinden sarsmıştır.
İsrail'in Lübnan'ı işgaliyle ASALA yöneticileri, Filistinlilerle birlikte Lübnan'ı terk etmek zorunda kalmışlardır. Örgüt, Temmuz 1983 tarihinde ikiye bölünmüştür. Bunlardan Agop Agopyan Grubu, Yunanistan ve Ortadoğu'ya yerleşmiş; kadın-çocuk ayırımı yapmadan terör eylemlerine devam etmiştir. Bu dönemdeki en çarpıcı eylemi, Orly katliamıdır.
Örgütün Batı Avrupa'daki grubu ise, "ASALA devrimci hareketi" ismini almıştır. Daha ılımlı bir yol izleyen bu grup, terör eylemlerinde yalnızca Türk hedeflerine yönelmiştir. Bu hareketin önde gelen liderlerinden biri Monte Melkoyan, diğeri ise Ara Toranyan'dır. Toranyan, Merkezi Paris'te bulunan "Ermeni Ulusal Hareketi" adlı grubun liderliğini yapmıştır. Bu grup, Orly saldırısını "tamamen faşist bir saldırı" olarak nitelemiştir.
Melkonyan ise Ermeni mücadelesinin siyasi zeminini oluşturmayı amaçladığını açıklamıştır. Buna göre harekâtın iki yönü vardır: 1) Ermenileri harekete geçirmek, 2) Türkiye'ye karşı harekete geçmiş diğer güçlerle işbirliğinde bulunmak. İran doğumlu Melkoyan, ikinci aşamada "ittifaklar" kurma stratejisini ileri sürmüştür.
Bu arada Agopyan da faaliyetlerini devam ettirmiştir.
DESTEK VE İLİŞKİLERİ
ASALA, amaçları ve izlediği politikalar gereği üç yönlü destek bulmuştur. Bunlar şöyle sıralanabilir:
Sovyetler - Doğu Bloku ve Sosyalist ülkeler,
Türkiye'yi dış ve iç tehdit ve terörle yıpratmayı jeopolitik beklentileri bakımından politikalarının esası sayan Yunanistan, Suriye gibi ülkeler,
Komünist partiler, dolaylı olarak Hınçak Ermeni terör örgütü ve sempatizanları, karşı görüşlere sahip bulunsalar da Ermeni kiliseleri.
ASALA'nın ilişkileri, uyguladıkları stratejiye paralel olarak, Türkiye için tehdit oluşturan kesimlerle yoğunlaşmıştır. Bunlar 1975 -1980 evresi içinde Filistin Kurtuluş Örgütü, Komünist partileri eylem grupları ve bazı devletlerin gizli örgütleridir. 1980 yılında Nisan ayında Sidon/Lübnan'da yapılan PKK ile ortak eylem anlaşmasıyla ASALA ilişkilerini genişletmiştir. Bu yolla ASALA-PRK arasında görüş ve eylem birliği kurulmuştur.
1983 yılından sonra başlayan evrede ise ASALA ilişkileri Monte Melkoyan'ın stratejine uygun şekilde gelişmiş, Türkiye içinde terörün uygulanmasına ağırlık verilerek, bu stratejiyi doğrudan veya dolaylı şekilde eylemleştirecek imkân ve kabiliyette bulunan her örgütle ilişkiler kurulması esas alınmıştır. Bunların başında gene PKK ve benzeri kuruluşlar ile TKP ve diğer komünist örgütler gelmektedir.
YAYINLARI VE HABERLEŞME ARAÇLARI
ASALA'nın en önemli ve resmi yayın organı "HAYASTAN"dır. Ayrıca, "Hay-Baykar", "Armenia" ve Londra'da yayınlanan "Kaytzer" adlı dergiler de yayın organlarının başlıcaları arasındadır.
ASALA ilk radyo yayınlarını 1981 de Beyrut'ta başlatmış, "Lübnanlı Ermenilerin Sesi" adı altında günde bir saatlik yayınlar yapmıştır. Bunların dışında, ilişkili olduğu ülkelerin haberleşme araçları da ASALA'ya yayın yönünden destek sağlamaktadırlar.
YOĞUN FAALİYET ALANLARI
ASALA Ermeni Terör Örgütü, şimdiye kadar Türk Temsilciliklerine yönelik silahlı eylemlerini en çok Fransa'da gerçekleştirmişlerdir. Lübnan'dan sonra en büyük hareket üssü olarak bu ülkeyi kullandıkları gözlenmektedir. Bu ülkede hareket serbestliği bulunan Ermeni militanlar, Fransız yönetiminden ve çeşitli Ermeni kuruluşlarından almış oldukları büyük destekle rahatlıkla eylem yapabilmektedirler. Ayrıca ABD, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Suriye, İran ve Kanada gibi devletlerde de faaliyetlerini sürdürmektedirler.
ÖRGÜTÜN SON DURUMU VE KOPMALAR
ASALA'nın, İsrail işgali nedeniyle Lübnan'daki 3 eğitim kampını kaybettiği, İtalyan makamları arasındaki görüşmeleri aracılık eden bazı Filistinli yöneticilerin ASALA'yı arkadan vurmaya çalıştıkları, gerici Ermenileri kiralayarak ASALA'ya karşı kullanmak istedikleri, ASALA liderlerinden Agop AGOPYAN tarafından Beyrut'un Batı kesiminde yaptığı röportajın radyoda yayınlanan metninde ifade edilmiştir.
ASALA'nın merkezlerinin; Lefkoşe'nin Rum Kesimi, Atina ve Şam olarak üç ayrı mihraka bölündüğü haberinin alındığı, ayrıca, Tahran'da Ermeni cemaati içinde teşkilatlanmış oldukları, İsviçre Dışişleri Bakanlığı'nca bildirilmiştir.
Filistin Saika Örgütü Siyasi Daire Başkanı, ASALA militanlarının Cezayir, Tunus, Sudan ve Kuzey Yemen'e gittiklerine dair bazı haberleri duyduğunu ifade etmiştir. Bu arada, l980 yılında İngiltere'de kurulmuş bulunan ve çeşitli ülkelerden bağışlar yapılan ASALA'nın yan kuruluşu olan Siyasi Mahkumları Destekleme Komitesi ise dört prensipte çalışmaktadır.
Bunlar; mahkumlara maddi ve manevi yardım, cemaat içinde propaganda, cemaat dışında propaganda, Ulusal Kurtuluş Harekatı'na yardım şeklindedir.
ASALA Örgütü Lideri Agop Agopyan tarafından Türkiye'de eylem yapmakla görevlendirilen Monte Melkonian l983 tarihinde İstanbul Kapalı Çarşı olayını gerçekleştirerek, kız arkadaşı Suzy Mashararjıan ile birlikte kaçmayı başarmıştır.
l5 Temmuz l983 tarihinde Orly Havaalanı THY Bürosu Eşya Kontrol Bölümü'ne bir bavul içerisine yerleştirilen bombanın patlaması sonucu Türk vatandaşı Halit Yılmaz ile birlikte 8 yabancı ölmesi ve 20'si ağır olmak üzere 56 kişinin de yaralanması olayını telkin eden Monte Melkonian, ASALA'nın bu hareketini kör terörizm olarak değerlendirerek, Ağustos l983 tarihinde ASALA'dan ayrıldığını ve ASALA/DEVRİMCİ HAREKETİ adlı örgütü kurduğunu açıklamıştır. Orly Havaalanı olayını Ulusal Ermeni Hareketi Lideri Ara Toranyan da telkin ederek, bundan böyle ASALA'dan desteğini çektiğini açıklamıştır.
ASALA Lideri Agop (Hagop) Agopyan'ın 28 Aralık l988 tarihinde Atina'da öldürülmesinden sonra örgüt ASALA-MR (DEVRİMCİ HAREKET), ASALA-PMLA (HALK HAREKETİ) ve SASSOON diye üç gruba bölünmüş, l9 Aralık l99l tarihinde Türkiye'nin Budapeşte Büyükelçisine karşı girişilen saldırıyı SASSOON adlı grup üstlenmiştir.
ASALA-PMLA'nın, Yunanistan'ın Egina adasında bir gizli askeri üssü bulunduğu, burada PKK örgütü mensuplarına da askeri eğitim verildiği ve eğitimi Yunanlı General Matafias'ın bizzat verdiği öğrenilmiştir.
Lübnan'da ise ANJAR Kasabasında "Ermeni İzciler Derneği" olarak tanıtılan askeri bir karargahları olduğu; yine, BAR ELLIAS'da (Bekaa Alanı) ASALA ve JRA militanlarının silahlı eğitim yaptıkları, Kıbrıs Rum Kesimi'nde ASALA mensubu yaklaşık 60 kişinin bulunduğu, bunların Rum Ordusu denetimi altında EYANAPA bölgesinde bir kamplarının bulunduğu ve sorumlu Harout Ağbachyan'ın PKK ve DEV-SOL ile iyi ilişkiler içerisinde olduğu bilinmektedir.
ASALA-MR
ASALA'dan koparak 1983 Eylül ayında Fransa'ya geçen Monta Melkonian (Meykonyan) ASALA-Halk Hareketinin Askeri Aparatı ASALA-İhtilalci Hareketi (ASALA-MR) örgütünü kurduğunu açıklamıştır. Fransa hükümeti ile bozulan ilişkileri düzeltmek en önemli amaçları olmuştur. Eylemleri Türkiye'de yapacağı düşünülürken ASALA-MR Kuzey Amerika ve Batı Avrupa kanadını tamamen kontrolü altına almış, bu bölgedeki militanları kendi safına çekmiştir. Melkonian, 1993'te Dağlık Karabağ'da Azeriler'le çarpışırken öldürülmüştür.
JCAG
ASALA ve Hınçak Partisi'ne rakip olarak Taşnak Partisi ve bunun ABD uzantısı Ermeni Devrimci Federasyonu tarafından 1975 yılında Beyrut'ta kurulmuştur. Örgüt Taşnak Partisinin Askeri Aparatı olarak faaliyet göstermekte olup, ilk defa 22 Ekim 1975 tarihinde Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil'in öldürülmesi olayı ile adını dünya kamuoyuna duyurmuştur. Örgütün amacı, bağımsız Büyük Ermenistan Devleti'ni kurmak olarak açıklanmıştır.
ARA
Fransa'da kurulmuş olup ilk defa 14 Temmuz tarihinde Brüksel Büyükelçiliğimiz İdari Ataşesi Dursun Aksoy'un öldürülmesi olayını ASALA ve JCAG ile birlikte üstlenerek adını duyurmuştur. ARA'nın ırkçılığı savunduğu, ASALA'nın metodlarına ve fikirlerine tamamen karşı olduğu, Taşnak Partisi-Ermeni Soykırım Adalet Komandoları (JCAG) ve ASALA haricindeki Ermeni Terör Örgüt ve kuruluşları tarafından da desteklendiği, teorik ve pratik olarak JCAG'nin paralelinde hareket ettiği bilinmektedir.
.

1948 yılı gelişmeleri içinde en mühim hadise Berlin Buhranı dediğimiz ve Sovyetlerin Batılıları Berlin'den çıkarmak için giriştikleri teşebbüs neticesinde ortaya çıkan buhrandır.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Almanya'nın tümünde yapıldığı gibi Berlin şehri de dört işgal bölgesine ayrılmıştı. Fakat ne var ki, Berlin şehri Almanya'nın Sovyet işgal bölgesi içinde bulunuyordu. Batılıların Berlin'deki işgal bölgeleri ile Almanya'daki işgal bölgeleri arasındaki ulaşım, Sovyet işgal bölgesinden geçilerek yapılmakta idi. (Durum bugün de böyledir). Batılıların, Sovyet işgal bölgesi içindeki Berlin'de bulunmaları Batılılara bir çok yararlar sağladığı kadar, Sovyetlerin de canını sıkmakta idi. Bu durum Sovyetlerin kendi işgal bölgeleri içindeki hareket serbestisini kısıtlamakta idi.
Öte yandan, Batılıların Batı Berlin'deki ve Batı Almanya'daki faaliyetleri de Sovyetler için can sıkıcı olmaktaydı. Amerika, İngiltere ve Fransa, kendi işgal bölgelerinde gerçek anlamda demokratik bir rejim tatbik ediyorlar ve ayrıca ekonomik kalkınma için de her türlü çabayı sarfediyorlardı. Üç müttefik bununla da kalmadı ve Amerika ile İngiltere 1946 Aralık ayında Almanya'daki işgal bölgelerini birleştirerek buna Bizonia adını verdiler. Berlin Buhranı çıkınca, Fransa da 1948 Haziranında kendi işgal bölgesini Bizonia ile birleştirdi ve böylece üç müttefikin işgal bölgeleri Trizonia adını aldı.
Sovyetler nihayet Batılıları Batı Berlin'den atmaya karar verdiler ve Batı Almanya ile Batı Berlin arasındaki her türlü ulaşıma önce kısıtlamalar koydular ve 1948 Mart ayından itibaren de bütün ulaşımı kestiler. Ayrıca, Berlinin elektrik santraline el koyarak Batı Berlinin elektriğini dahi kestiler. Batı Berlin'de 2 milyon kadar insan yaşamaktaydı ve bunların beslenmesi gerekiyordu. Bu durum Sovyetlerle Müttefikler arasında büyük bir gerginlik doğurdu. Amerika gücünü ortaya koyarak, kurduğu bir "hava köprüsü" ile her gün Batı Berlin'e günde 3-4 bin ton yiyecek ve yakacak taşımaya başladı. Amerika havalarda üstün olduğu için Sovyetler karşı çıkmaya cesaret edemedi. Amerika ve Batılılar Batı Berlin'den çıkmamaya kararlı idi.Amerika aylarca Batı Berlin halkını havadan besledi. Bu arada Amerika ve Batılılar ile Sovyetler arasında tartışmalar ve müzakekereler devam etti. Neticede Sovyetler Batılıları Berlin'den çıkaramıyacaklarını anladılar.
Savaş bittikten sonra Almanya dört işgal bölgesine ayrılmakla birlikte, Batılılar, bu işgal statüsünün sona ererek, yani barış yapılınca, Almanya'nın bütünlüğünün tekrar kurulabileceğini ümit etmekte idiler. Berlin Buhranı Batılılara böyle bir ümidin yersizliğini ve Almanya'nın bölünmüşlüğünün bir gerçek olduğunu gösterdi. Bu sebeple, hiç değilse kendi işgal bölgelerini birleştirerek Batı Almanya'yı bütünleştirmek istediler. 1948 Eylülünde Bonn'da toplanan bir Kurucu Meclis anayasa çalışmalarına başladı ve 23 Mayıs 1949 da da Federal Alman Anayasası ilan edilerek Batı Almanya veya resmi adı ile Federal Alman Cumhuriyeti ortaya çıktı.
Buna karşılık Sovyetler de 30 Kasım 1948 de Doğu Berlin'de komünistlere ayrı bir belediye meclisi kurdurarak bunu tanıdılar. Bunun üzerine Batı Berlin'de de 5 Aralık 1948 de belediye seçimleri yapıldı ve orada da ayrı bir belediye kuruldu. Almanya gibi Berlin de ikiye ayrılmıştı.
Öte yandan, Federal Alman Cumhuriyeti'nin kurulmasına karşılık olmak üzere Sovyetler de kendi işgal bölgelerinde 1949 Ekiminde Demokratik Alman Cumhuriyetini kurdular.
Berlin Buhranı, savaş sırasında Batılılarla Sovyet Rusya arasındaki işbirliği ve ortaklığın tamamen ölmüş olduğunu ve şimdi dünyanın Doğu ve Batı Blokları olarak ikiye bölündüğünü kesinlikle gösteren bir hadise olmuştur. Şu halde, Sovyet yayılması ve emperyalizmine karşı mukabil tedbir almak gerekiyordu.

Bir zamanlar Berlin'i ikiye ayıran Berlin Duvarı
.
« Önceki ::